13.01.2016 21:41:56
Okunma: 2710
0 Yorum

Nivent Kurtuluş nivents@yahoo.com
Bilemedim, utandım, sıkıldım!

 

Bugüne kadar imar ile ilgili yazdım çizdim, davalar açtım, ilgili belediyelere sorular sordum, imar kanununun hemen hemen her maddesini ezberledim.

Lakin bugün öyle bir soru soruldu ki, net cevabını veremedim.

“İmarın kök anlamı nedir, hangi dilden gelmiştir?” 
 
Bilemedim, utandım, sıkıldım. 
 
Bu sorudan sonra, bilgisine, tekniğine güvendiğim kişileri bizzat arayıp sordum ve benim gibi aynı yanıtları verdiler. 
 
Bir dip not eklemeden geçemeyeceğim, için için çok sevindim, üzerimden bir yük kalktı adeta!
 
Evet, bir avukata da, hukuk nedir, hangi dilden dilimize girmiştir diye sorarsanız bilemeyecektir. 
 
Ya da başka bir değişle, balığa sormuşlar su nedir diye? Cevap olarak “o nedir ki demiş.”
 
“İmar” sözcüğü, Arapça “ümran (düzenlilik)” kelimesinden gelmektedir. Sözlükte ise, “bayındır kılma”, “geliştirme”, “mamur etme”, bir yeri bakımlı ve bayındır duruma getirme” anlamlarına geliyormuş.
“Bir yerin yapı düzenini sağlama, orayı geliştirip güzelleştirme, yaşama koşullarını uygunlaştırma, iyileştirme ve bayındır duruma getirme.”
 
Yaşadığımız kentte bunlar oluyor mu? Ne yazık ki hayır!
 
“İmar, terminolojik anlamında da belirtildiği gibi, belli bir düzen kurmayı hedefler. Yaşamın her alanında olduğu gibi imar alanında da çok çeşitli ve dağınık olan etkinliklerin belli bir düzene konulması gereği vardır. Belli bir düzen ve disiplinin olmadığı yerde anarşi ve kaos vardır.”
 
Parsel bazında, yatırımcıları isteği doğrultusunda, belediye meclis üyelerinin el kaldırmaları ile planlar değiştirilmemeli. Yada nüfus kullanarak da yapılmamalı! 
 
Otopark yapılması gerekirken, belediyelere otopark bedeli ödenerek de bu sorun çözülemez.
 
“Bireylerin yerleşmeleri keyfi ve düzensiz olduğu takdirde çarpık ve sağlıksız bir şehirleşme yaratılarak kamu düzeni, kamu sağlığı ve kamu güvenliği tehlikeye girer. Bireysel olarak yapılan imar faaliyetleri arasında bir fikir ve gayret birliği sağlanamadığı takdirde, kamu yararını gerçekleştirmek de mümkün değildir”
 
İmar planlarının belli bir düzene tabi tutulmaması, en fazla güç sahibi olanlara ve düzensizlikten çıkar sağlayanlara yaramıyor mu? 
 
Eğer bu düzensizlikler olmasaydı, İMAR HUKUKU kavramı ortaya çıkmazdı. Bizde, plana yaptığımız itirazları reddedilmesiyle, mahkemelere koşmazdık.
 
Ya da Aziz Başkan mahkemede “plancıların bir ekolü vardır” diye söylemde bulunamazdı. O gün mahkemede söylediğim gibi, plancıları değil mimarların ekolü vardır.
 
“İmar uygulamalarında insanlarımızın da aynı hassasiyeti göstererek imar ile ilgili kanunların açık yönlerinden yararlanmadan ve kanunsuz yollara tevessül etmeden hukuk kurallarına uyması gerekmektedir. Bu konuda sadece idareye değil, bireylere ve topluluklarına da yani, herkese görev düşmektedir.”
 
İmar kanunu aslında yoruma açık değilken, planlama ilkeleri, alt ölçekli planlar, üst ölçekli planlara uymadığı halde, planlı alanlar tip yönetmeliğinin falanca maddesine göre uygundur diye diye kentimizi yaşanmaz hale el birliği ile getirdik.
 
Mücadelemize İzmir adına devam etmeye kararlıyız.
 

Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları