Yarın 5. İdare Mahkemesi'nde

24 Şubat 2019 Pazar , 20:26
Okunma: 1856
1 Yorum

Duruşmamız var!!!

 

Temiz İzmir Derneği tarafından İzmir 5. idare Mahkemesi 2017/1769 Esas sayılı dava dosyasında,

Bilirkişi raporunda,
 
“Davacı tespit ve değerlendirmelerine bağlı olarak dava konusu 1/5000 ölçekli Re Kreasyon Amaçlı Kıyı ve Dolgu Alanı Nazım İmar Planı’nın “Rekreatif Alan" plan karan açısından şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve plan kararlarının sürekliği ilkesine aykırı olduğu..,"
 
Bilirkişi Raporunda “plan kararlarının sürekliliği ilkesine aykırı olduğu” yazıldı!
 
Yarın sabah 5. İdare Mahkemesinde duruşma yapılacak,
 
Bir dizi hukuka aykırı işlemle Çukuraltı/Özdere kumsalına beton dökerek oluşturduğu kafeterya/restoran’ı yasallaştırmaya çalışılan plan için Yüce Mahkeme ne karar verecek?
 
Mahkeme sonrası bilgileri sizlerle paylaşacağız.
 


Kaynak:



  • Yorum yazmak için üye girişi yapınız. veya
  • Misafir - 27.2.2019 15:52:08

  • Cesamin Özkan
  • TÜRKİYE SİYASAL YAŞAMINDA ANOREKSİYA HASTALIĞI. Anoreksiya diye bilinen ve daha çok kadınlarda görülen önlenemez bir zayıflama hastalığı vardır. Bu hastalığı kişilik sorunu yaşayan, yani kişiliksizleşmek adına gelişme içerisinde olanlarda da görebileceğimiz gibi siyasal yaşam alanlarında da görmekteyiz. Nedir bu Anoreksiyasa hastalığı ?. Kısacası kişinin yemek yiyememe yani yaşama tutunmak adına dışarıdan gıda alamamasından kaynaklı aşırı hızlı ve ölümcül bir şekilde zayıflamasıdır. Yani dışarıdan beslenememenin de ötesinde bünyesinden, yani sermayeden yemeye başlamasıdır. Fen bilimlerinin bütün alanlarını işleyişini sistematiğinin sosyal bilimlerin bütün alanlarında da görebilmekteyiz. Zaten sonuçta sosyal yapılarda bilimsel işleyen bünyelerdir. Yani ağaç bir bünye ise ağaçların oluşturduğu ormanda bir bünyedir. İşte Türk siyasal yaşamına baktığımız zaman bu hastalığın egemen olduğu dönemlerde ulusal çöküşlerin başladığını görmekteyiz. Bu çöküşün başlaması ve uluslar için risk yaratması, yada beka sorununa dönüşmesi ne zaman başlamıştır diye sorduğumuz zaman, iktidar ile birlikte muhalefetinde bu Anoreksiya denilen zayıflama hastalığına yakalanmış olmasıyla diyebiliriz. İşte tamda bu hastalığın baskısını ve sonuçlarını hissettirmeye başladığı bir dönemindeki siyasal yapıları izlemekteyiz. Bu hastalık aslında genellikle iktidar tarafında görülmeli iken muhalefetinde bu hastalığa yakalanmış olması ülkelerin, milletlerin de bu hastalığa yakalanmaları gibi vahim bir durumu yaratmış olur. Diğer bir deyişle kandaki alyuvarların ve akyuvarların denge bozukluğunun sonuçları gibi. Burada özellikle muhalefet partileri, dışarıdan yani iktidar kanadının oylarını almayı bırakın, kendi tabanlarının oyunu hızla yitirmekte ve dolayısı ile değişmesi gereken iktidarın bir türlü alternatifi yerine gelemiyorsa demokrasinin ve buna bağlı ülkenin yaşamsal sorunları var demektir. Bunun sonucunda da muhalefetin de iktidar ile birlikte yakalandığı bu amansız hastalık, demokrasilerde başka çözüm alanlarını da yaratmış vede dayatmış olmaktadır. Yani iş göremeyen ve sürekli zayıflamak adına süreçleri olan her iki kanadı da izleyen millet, bu iki üretemez, bunun da ötesinde var olan sorunları kangrenleştiren, o sorunlara yeni sorunlar ekleyerek sorun haline gelmiş, sırtında taşınamaz kambur olan iktidarı ve muhalefeti birlikte sırtında atmak adına yol ve yöntem arayışları içerisine kaçınılmaz olarak girmiş olurlar. Ulusların tarihlerine baktığımız zaman bunun çok net ve çok mükemmel örneklerini görmekteyiz. Ülkemizde de geldiğimiz noktada da böyle bir tablo söz konusudur. Sonuç olarak toplumsal sorunların hele hele ulusal sorun haline gelmiş olan önemli toplumsal sorunların iktidar tarafından zayıflatılan, etkisizleştirilen, hukukun üstünlüğüne dayalı demokrasimizin yok edilmesi ile birlikte bu gidişe dur demek ve iktidarı değiştirmek adına yetersiz kalan muhalefetin varlığını üzülerek izlemekteyiz. Ancak Türk Milletinin zenginliği olarak kabul ettiğimiz bütün etnik ve inanç kökenli katmanlarına baktığımız zaman, iktidardan büyük bir hoşnutsuzluğun olduğunu çok somut bir şekilde gözlemlemekteyiz. 1954 de başlan milletimizi yoksullaştırma ve geri bırakma amaçlı emperyalistlerin uygulattığı politikalara rağmen bu gün milletimizin çok net bir biçimde % 75 i AKP ve liderine hayır demektedir. Bu, yüce milletin tercihinin cumhuriyet ve onun kurucusu bize Allah’ın lutfu olan Atatürk kararlılığının tescillenmiş olmasıdır. Milletin iktidar ve muhalefetin önünde olduğu bir dönemi ne yazık ki yaşıyoruz. Ne yazık ki diyorum, çünkü böyle durumlarda milletlere zaman ve değer kayıpları yaşatılırken, ülkeyi yönetmekte aciz kalan iktidar ve muhalefetin konumlarından kaynaklı olarak ürettikleri zararlar söz konusu olur. Oysa ki demokrasinin gerekleri ve işlemesini sağlayan hukukun üstünlüğüne dayalı sistemlerde azda olsa ortaya çıkacak tatlı sorunlar, büyümeden çözümlenmekte, dolayısı ile o gelişmiş ülkelerde zaman ve başka alanlarda kayıplar önceden önlenmiş olmaktadır. Bizde ki hastalıklı yapı ise sorunların anında çözülmesi, büyümemesi, yeni sorunların yaratılmaması adına olamayan, tam tersine var olan sorunların kronikleşmesi ile birlikte yeni yeni çözümü zor olan sorunları da başımıza bela etmek adına işlev üstlenmişlerdir. Bu politikaların sonundadır ki milletimize acı dolu yıllar ve zaman zaman toplumsal olayların yarattığı travmalar yaşatılmıştır. İktidarların ve muhalefetin birlikte işlevsiz duruma gelmiş olması, çağdaş ve müreffeh bir toplum olabilmenin olmaz ise olmazı olan hukukun üstünlüğüne dayalı demokrasimizi de kendileri gibi işlevsiz hale getirmişlerdir. İşte bu durum çok tehlikeli gelişmelerin başlangıç noktasıdır. Demokrasinin işlev dışı tutulduğu dönemlere bakın, başka çözüm alanlarının oluştuğunu görürsünüz. . Ne yazık ki az gelişmiş ülkeler hala bu olumsuzluk adına var olan koşullarını sürdürmektedirler. Aslında uluslararası yanı ve karakteri bulunan bu sorunlar, az gelişmiş ülkelerin koşullarına rağmen, kendisini geliştirmiş kişileri ve kurumları ile, gelişmiş uluslar ile işbirliği yapılarak dünyayı da olumsuz etkileyen sorunları çözüme kavuşturması olanaklıdır. O nedenle bizim gibi az gelişmiş ülkelerde kendisini geliştirmiş donatmış kişilerin yönetimleri ele geçirmeleri, ulusu adına inisiyatif kullanmaları son derece önemlidir ve elzemdir. Demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan siyasal partilerde özellikle etkinliklerini artırarak partileri ele geçirmeleri, ardından da iktidar olmaları gereklidir. Bu kişilerin özellikle CHP ve solda seyreden partilerde başarılı olması daha çok olanaklı ve önemlidir. Çünkü kurucu parti, kurucusu ve ilkeleri ile Türk demokratik sistemini koruyacak ve geliştirecek, öncülük edecek parti CHP’ dir. Zaman zaman CHP muhalefet olamama nedenlerinden kaynaklı olarak ilkelerine dönmek, etkili hale gelmekte de koşulları güçleştirmiş bir yapı içerisinde olabilmektedir. Böyle dönemlerde boşluğu geçici dönem dolduracak başka siyasal parti oluşumları yaşanmış, başarılıda olunmuştur. Ancak, bu tür sıkıntıların kalıtsal olmaktan çıkartılıp kalıcı çözüme kavuşturulması gereklidir. Bu anlamda iktidara taşınması ve iktidarda iken gelişmiş çağdaş bir toplum olmanın alt yapısının kurulması ile birlikte CHP’ nin de ilkeleri doğrultusunda çalışma koşullarına kavuşmuş olacağı kesindir. Bu başarı sağdaki partileri de biçimlendireceği gibi onların millet yanlısı olmak adına davranış, çalışmak adına politikalar izlemeye zorunlu kılacaktır. Ne yazık ki ve çok acıdır ki tam tersine bu gün CHP sağ partilere öykünme, onları taklit etme ve sağcılaşma adına bir yol izleyerek yukarıda belirttiğim Anoreksiya, yani zayıflama, yani bünyesinden kendi sermayesinden yemeye başlayarak demokrasimiz ve ülkemiz adına son derece olumsuz bir davranış içerisine girmiştir. Sonuç olarak ülkemiz ciddi sorunlar yaşamaktadır. Öyle ki beka sorununu yaratan AKP, beka sorunu var diyerek büyük bir kurnazlık ile hala politika yapmaktadır. Aslında aslı gibi davranmaktadır yani. Burada beklenti ve umudun adresi muhalefet partisi iken buda an itibarı ile yok gibidir. Ulu önder Mustafa Kemal ATATÜRK, dehasından kaynaklı olarak üstün bir başarı ile sonuçlandırmış, ardından ülkemizi hiçbir ülkenin başaramadığı bir biçimde bütün kurumları ile inşa etmiştir. Bu mükemmel senkronizasyon nedeni iledir ki bu ulus, çok hızlı bir biçimde kalkınmış, emperyalistlerin korkulu rüyası olmuştur. O kadar ki o yıllarda reel büyüme oranları anlamında ABD’ yi bile geride bırakmışızdır. Bu gün ise onun yaptıklarının tamamını emperyalist sermaye gruplarını satan bir iktidar ve onu iktidardan al aşağı edemeyen bir muhalefet ile karşı karşıyayız. İşte ulu önder o kadar ileri görüşlü bir kişidir ki, bu günleri kurduğu çağdaş devletin başta Anayasa olmak üzere TSK ve diğer mükemmel kurumları ile teminat altına almaya amaçlamış iken yinede cumhuriyetin ve milletin beka sorunu yaşayabileceğini o günden görmüştür. Bütün bu koruyucu ve kollayıcı önlemlerine ilave olarak, Türk Gençliğine güvenmiş ve ona GENÇLİĞE HİTABE’ sindeki görevleri emretmiştir. Cesamin ÖZKAN