Liyakat elbette çok önemlidir. Peki bir insanın göreve getirilmesi için tek başına yeterli midir?
Bilgisiyle, deneyimiyle ve emeğiyle bir koltuğa oturmak çok değerli, peki ya sonrası?
Bir insan göreve hakkıyla gelmiş olabilir, ancak o koltuğu kaybetmemek adına zamanla susmaya, yanlışları görmezden gelmeye, doğruları söylemekten çekinmeye başlarsa hâlâ liyakatli sayılabilir mi?
Liyakat yalnızca bilgi ve deneyim midir?
Yoksa o bilgiyi nerede, nasıl ve kimin yararına kullandığımız da liyakatin bir parçası mıdır?
İşini çok iyi bilen biri;
Yanlışlar karşısında susuyorsa,
Kendisinden daha yetkin olanları değil de kendisine daha bağlı olanları tercih ediyorsa,
Eleştiriye tahammül edemiyor, verdiği kararların sorumluluğunu almıyor ve makamını koruyabilmek için doğrularından vazgeçiyorsa;
Sadece bilgili olması yeterli midir?
Belki de önemli olan, göreve liyakatle gelmek kadar o görevi liyakatle sürdürebilmektir!
İnsan koltuğa oturana kadar sahip olduğu değerleri, oturduktan sonra da koruyabiliyor mu? yoksa koltuk büyüdükçe doğrular küçülüyor, yetki arttıkça vicdan sessizleşiyor olabilir mi?
Önce yanlışlara itiraz etmekten vazgeçiliyor, sonra sessizlik tercih ediliyor ve sonunda eleştirilen düzenin bir parçası hâline mi geliniyor?
Peki liyakat nerede biter, sadakat nerede başlar?
Kişinin sadakati göreve ve topluma mı olmalıdır; yoksa kendisini o koltukta tutan kişilere mi?
Bilgi ve deneyim insana yetki kazandırabilir. Fakat o yetki, ilkeleri değiştirmeye başladığında geriye gerçekten liyakat kalır mı?
Belki de liyakat; diploma, unvan ve geçmiş başarılarla değil;
Yanlışlar karşısındaki duruşla,
Doğruyu söyleme cesaretiyle,
Yetkiyi kimin yararına kullandığıyla,
Ve koltuğun insanı değiştirip değiştirmediğiyle ölçülmelidir.
Liyakat, insanı yalnızca bir makama taşıyan ve o makamda her gün yeniden kanıtlanması gereken bir duruş mudur?
Son bir soru;
İnsan mı koltuğa değer katar?
Yoksa koltuk mu insanın değerlerini değiştirir?
Cengiz Biçen
Şehir Plancısı
25.07.2026



