Siyasi ahlak nedir? İlk önce bunun cevabını vermemiz gerektiğini düşünüyorum.
Atatürk, “Bir milletin ahlak değeri, o milletin yükselmesini sağlar.” demiştir. Ne de güzel söylemiş…
Siyasilerin hukuka bağlılığı, hesap verebilirliği, şeffaflığı ve ahlaki standartlara uyması demokratik rejimin değişmez kurallarıdır. İktidar da muhalefet de ahlaki standartlar içinde hareket etmelidir. İçinde bulunduğu kurumun çıkarlarını öncelikli görmeli, şeffaf uygulamalarla isteyen herkesi yapılan işlemler hakkında bilgi sahibi yapmalı ve her siyasetçi bilmelidir ki yaptığı her işlem için kendisinden hesap sorulabilir.
Tüm siyasi partilerin işleyişi, iktidarın ve muhalefetin demokratik olması ile hesap verebilirliği doğru orantılıdır. Buna göre ülkemizde demokratik kurumların tam anlamıyla yerleşmediğini söyleyebiliriz. Demokratik kurumlar olmayınca, demokrat kişilerin demokrasi anlayışı ne işe yarar? Bu kişiler siyaset yapıyorsa, demokratik hâle getiremedikleri kurumlarda siyasi ahlak çerçevesinde hareket edebilirler mi?
Demokrasi ve siyasi ahlak kuralları çerçevesinde hareket etmeye çalışan ve bu kuralları siyasi rakiplerinden daha fazla yerleştirmeye çalışan partiler genellikle ortanın solu ve daha solda yer alan partilerdir. Bu nedenle bu partiler çoğu zaman yaptıklarıyla değil, yapmadıklarıyla anılırlar. Çünkü toplumun bu partilerden beklentisi sağ partilere göre her zaman daha yüksektir.
Bu bağlamda CHP’yi irdeleyelim.
Eğer siyasi ahlak tam anlamıyla işletiliyor olsaydı;
- Cemil Tugay, Karşıyaka Belediye Başkanlığı döneminden sonra, “Ben bu işi başaramadım.” diyerek kenara çekilmeliydi. Ayrıca Karşıyaka’da toplum yararına yaptığını söylediği ve bütçeyi bu nedenle zorlayan projelerin yapılıp yapılmamasını da halka sormalıydı.
- Cemil Tugay’ı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday gösteren CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yalnızca kendisini desteklediği için bu kararı vermemeli, ön seçim yaptırmalıydı.
- CHP’den istifa eden Cemil Tugay, CHP oylarıyla seçildiğini bildiği için belediye başkanlığından da istifa etmeliydi.
- CHP’de siyasi ahlak kurallarını işleten bir genel başkan olsaydı, üç dönem milletvekilliği yapmış kişiler belediye başkanı adayı olamazdı. Aynı şekilde üç ya da dört dönem aynı belediyede başkanlık yapan kişiler de yeniden aday gösterilmezdi.
Bugün partide üç ve daha fazla dönem milletvekilliği yapmış yaklaşık 35-40 kişi bulunmaktadır. Bu sayı oldukça fazladır.
Siyasi ahlak kurallarının yerleşmediği partilerde, bu kuralları uygulayacak yönetici kadroların da demokratik sistemin yerleştiği ülkelerdeki yöneticilere göre hem liderlik hem de demokrasi anlayışı bakımından daha geride kaldığını düşünüyorum.
Delegelerin oyuyla seçilen bir parti başkanı, kendi başkanlığını korumasına yardımcı olan antidemokratik uygulamaları değiştirmek istemez. Ne Kemal Kılıçdaroğlu ne de Özgür Özel, parti içi demokrasiyi güçlendirmek adına yeterince adım atmıştır.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV’deki röportajında da belirttiği gibi, parti genel başkanının yetkileri oldukça fazladır. Ancak bu yetkilerin bir kısmını devretmeyi ne geçmişte düşünmüştür ne de bugün böyle bir irade ortaya koymuştur.
Bu kadar geniş yetkilere sahip olan kişiler, kendilerini geliştirme ihtiyacı da hissetmeyebilmektedir. “İddianame okumam, bana özet sunarlar.” ya da “Gündemi takip etmem, bana anlatırlar.” gibi ifadeleri rahatlıkla kullanabilmektedir.
Siyasi ahlak kurallarının yeterince uygulanmadığı bir partide, ahlaka aykırı davranan kişileri ancak olay ortaya çıktıktan sonra partiden uzaklaştırmak ve çözüm olarak yıllardır uygulanmayan ön seçimi göstermek yeterli değildir.
Bu mesele yalnızca parti meselesi değil, toplumsal bir meseledir.
Ülkede demokrasi işlemelidir. Parti tüzükleri ve uygulamaları mevcut düzeni korumayı değil, demokrasinin gelişmesini hedeflemelidir.
Cemil Tugay gibi kişilerin siyaset yapmasında elbette bir sakınca yoktur. Ancak kamuyu ilgilendiren görevler için liyakat, eğitim, denetim ve güçlü bir kadro anlayışı vazgeçilmez olmalıdır.
En önemli unsur ise toplumun denetleyici olmasıdır.
Toplum sadece seyreder ve ses çıkarmazsa, gerçek anlamda bir değişim yaşanması zor görünmektedir.
Yeni bir parti kurulursa; parti tüzüğünün ne kadar demokratik olduğu, fiili üye sayısının CHP’yi geçip geçmeyeceği, CHP’de yaşanacak ayrılıklar karşısında üye sayısının artıp artmayacağı gibi kriterler, bizim bu yeni oluşuma nasıl yaklaşacağımızı belirleyecektir.
Haldun Ertan
30.06.2026



