SAYIN CUMHURBAŞKANIM, KAMU GÖREVİNDE UYUŞTURUCUYA KARŞI SIFIR TOLERANS İSTİYORUZ!
Son zamanlarda haberleri açmaya korkar olduk.
Bir gün bir belediye yöneticisi…
Bir başka gün bir meclis üyesi…
Bir başka haberde siyasi parti yöneticisi…
Ve şimdi basına yansıyan haberlerde, İzmit CHP İlçe Başkanı Gökhan Ercan ile İzmit Belediyesi CHP Meclis Üyesi Hamit İlker Ulusoy’un Adli Tıp Kurumunda yapılan uyuşturucu testlerinin pozitif çıktığı bildiriliyor.
Bir başka haberde ise Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun yürütülen soruşturma kapsamında yapılan uyuşturucu testinin pozitif çıktığı ileri sürülüyor.
Elbette soruşturmalar sonuçlanmadan kimseyi suçlu ilan edemeyiz. Bir test sonucunun hukuki anlamını da yargı belirler.
Ama vatandaş olarak benim sormaya hakkım var:
NELER OLUYOR BU ÜLKEDE?
Bunlar kamuoyuna yansıyanlar.
Bunlar test yapılanlar.
Bunlar yakalananlar ya da haklarında soruşturma yürütülenler.
Peki bilmediklerimiz?
Millet adına karar veren, belediye yöneten, kamu gücü kullanan insanlar arasında uyuşturucu kullanımı gerçekten ne kadar yaygın?
Bunu bilmiyoruz.
Ve bilmemek beni korkutuyor.
BU CHP-AK PARTİ MESELESİ DEĞİLDİR
Bugün isimlerin önünde CHP yazabilir.
Yarın AK Parti çıkar.
Öbür gün başka bir parti.
Benim için fark etmez.
Uyuşturucunun partisi olmaz.
Kamu görevinin de mazereti olmaz.
Milyonlarca insanın hayatını etkileyen kararlar alan bir milletvekilinin, belediye başkanının veya kritik yetkiler kullanan bir kamu görevlisinin uyuşturucu etkisi altında olup olmadığını toplumun sorgulaması kadar doğal ne olabilir?
SAYIN CUMHURBAŞKANIM, BİR ADIM ATIN
Buradan Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a çağrıda bulunuyorum:
Türkiye uyuşturucuyla mücadelede gerçekten “sıfır tolerans” diyorsa bunu önce kamu gücünü kullananlardan başlatalım.
Milletvekilleri…
Belediye başkanları…
Üst düzey kamu yöneticileri…
Ve görevin niteliği nedeniyle kamu güvenliğini doğrudan etkileyebilecek kamu personeli…
Uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımına ilişkin hukuka uygun, bilimsel, mahremiyeti koruyan ve doğrulama mekanizması bulunan düzenli bir denetim sistemine tabi olsun.
Ben “her pozitif testte insanı ertesi sabah kapının önüne koyun” demiyorum.
Çünkü hukuk devleti böyle işlemez.
İlk tarama sonucu doğrulansın. Kişinin savunma hakkı olsun. Reçeteli ilaçlar ve yanlış pozitif ihtimali değerlendirilsin. Kesinleşmiş sonuçlar için görevin niteliğine göre kanunun öngördüğü yaptırım uygulansın; bağımlılık varsa tedavi mekanizması da devreye girsin.
Ama hiçbir şey olmamış gibi de davranılmasın.
ÇÜNKÜ MESELE ARTIK ÖZEL HAYAT SINIRINI AŞIYOR
Bir insanın evinde ne yaptığı elbette özel hayatının konusudur.
Ancak o insan ertesi sabah milyonların kaderini etkileyen kararların altına imza atıyorsa, kamu kaynağı kullanıyorsa, ihale yapıyorsa, ruhsat veriyorsa, kolluk yetkisi kullanıyorsa mesele artık yalnızca “beni ilgilendirir” denilecek kadar basit değildir.
Benim derdim kimseyi teşhir etmek değil.
Ben devleti yönetenlerin ve kamu gücünü kullananların ayık, sağlıklı ve güvenilir karar verdiğinden emin olmak istiyorum.
Çünkü bugün gazetelerde gördüğümüz isimlerden daha ürkütücü olan tek ihtimal var:
HİÇ GÖRMEDİĞİMİZ İSİMLERİN SAYISI.
Uyuşturucuyla mücadele sokaktaki gence test yapmakla bitmez.
Önce devlet, kendi kapısının önünden başlamalıdır.
Ve ben vatandaş olarak soruyorum:
KAMU GÜCÜNÜ KULLANANLARA DÜZENLİ UYUŞTURUCU TESTİ GETİRİLMESİNİ TARTIŞMANIN ZAMANI GELMEDİ Mİ?
Nivent Kurtuluş
18.08.2026



