1. Haberler
  2. Diğer
  3. NELER OLACAK?

NELER OLACAK?

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Dün arkadaşlarla ülkemizde seçimlere kadar neler yaşanabileceği üzerine uzun uzun konuştuk.

“Görünen köy kılavuz istemez” derler ya… Bugüne kadar yaşananlar, bundan sonra yaşanabilecekler konusunda da insana bazı ipuçları veriyor.

İktidarın önümüzdeki seçimleri kazanmak ve iktidarını kalıcı hale getirmek istediği kuşkusuz. Siyasetin doğasında zaten iktidarda kalmak vardır. Ancak bizim asıl merak ettiğimiz başka:

Seçimi kazanmak uğruna neler göze alınabilir?

Toplum olarak devlete saygılıyız. Hatta zaman zaman saygının ötesine geçip devletten korkuyoruz. Bu korku, hak arama konusunda da karşımıza çıkıyor. Haklarımızı yeterince bilmiyoruz; çoğu zaman öğrenmeye de çalışmıyoruz.

Gezi olayları iktidarı çok germişti. İktidar Gezi’yi bir “kalkışma” olarak değerlendirdi. Oysa bana göre şiddet ve yağmayı bir kenara koyduğunuzda insanların demokratik sınırlar içerisinde protesto hakkını kullanması başka bir şeydir.

Bugün benzer toplumsal tepkilere neden olabilecek sorunlarımız yok mu?

Fazlasıyla var.

Ama artık geniş çaplı toplumsal protestoların ortaya çıkmasının çok daha zor olduğunu düşünüyorum.

Demokrasi anlayışımız neredeyse seçimden seçime sandığa gitmeye indirgendi:

Oyunu kullandın, dört-beş yıl bekle. Sanki vatandaşlık görevin ve siyasetteki rolün orada bitiyor.

Avrupa ülkelerine bakıyoruz; gençler sokaklarda protesto yapıyor. Burada sözünü ettiğim elbette yağma veya şiddet değil. Demokratik protesto hakkından bahsediyorum.

Üstelik onların protesto nedenlerinden bazılarını bizim yaşadıklarımızla karşılaştırdığınızda insana oldukça hafif bile gelebiliyor.

Örneğin sınav sorularının çalındığı iddiasıyla karşılaşmamış olabilirler. Devlet memuru olmak için girdikleri sınavda birinci olup mülakatta düşük puan verilerek elenmemiş olabilirler. Üniversitelerinde liyakatin bizim tartıştığımız ölçüde tartışma konusu olduğunu da sanmıyorum.

Peki Türkiye’de seçimlere kadar neler yaşanabilir?

Arkadaşlarla yaptığımız sohbetten çıkan öngörüleri ve ihtimalleri sıralayalım.

İktidarın seçimlere mümkün olduğunca güçlü bir muhalefetle girmek istemeyeceğini düşünüyoruz. Bu nedenle önümüzdeki dönemde muhalif medya üzerindeki baskının artıp artmayacağını dikkatle izlemek gerekiyor. Halk TV’nin ardından Sözcü TV gibi muhalif yayın organlarına yönelik yeni yaptırımlar gelir mi? Lisans, ceza veya başka hukuki/idari gerekçeler üzerinden yayın alanları daraltılır mı?

Muhalif gazetecilere yönelik soruşturma ve davalar artar mı? Gazetecilik faaliyetleri yerine başka suçlamalar üzerinden açılan soruşturmalar, seçimlere yaklaşırken eleştirel seslerin azalmasına yol açar mı?

Sosyal medya da önemli bir alan.

X ve Facebook gibi platformlardaki muhalif hesaplara yönelik erişim engellerinin, hesap kapatmalarının veya hukuki süreçlerin artması şaşırtıcı olmayacaktır. İnsanları sürekli yeni hesap açmaya mecbur bırakmak bile zaman içerisinde bir yılgınlık yaratabilir.

Bir başka önemli başlık muhalif belediyeler.

Muhalefet belediyelerine yönelik soruşturma ve denetimlerin seçimlere doğru daha fazla gündeme gelmesi mümkün. Elbette ortada suç varsa soruşturulmalıdır. Buna kimsenin itirazı olamaz.

Ancak hukuk herkese aynı şekilde uygulanmalıdır.

Muhalefetin yanlışları günlerce tartışılırken iktidarın uygulamalarının aynı ölçüde sorgulanmaması başka bir tartışmayı beraberinde getirir.

Önümüzdeki dönemde bazı belediye başkanlarının AKP’ye geçtiğini de görebiliriz. Bana göre burada bu kişilerin partiye sağlayacağı siyasi katkıdan çok yaratılacak görüntü önemlidir:

“Muhalefetten kopuş başladı” algısı.

Görev tamamlandıktan sonra o isimlerin siyaseten ne kadar hatırlanacağını ise zaman gösterecek.

Milletvekili transferleri de önem kazanacaktır.

Çünkü yeni anayasa tartışmaları, olası erken seçim hesapları ve Meclis’teki sandalye aritmetiği düşünüldüğünde birkaç milletvekilinin bile önemi olabilir.

İstanbul ise başlı başına ayrı bir konu.

İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’ndeki dengeler ve belediye başkanlığı yalnızca siyasi prestij açısından değil, Türkiye siyasetinin geleceği açısından da önem taşıyor. Bu nedenle İstanbul’daki gelişmelerin seçim sürecinin en önemli başlıklarından biri olmaya devam edeceğini düşünüyorum.

Bir diğer konu Cumhurbaşkanı adaylığı.

Muhalefetin çıkarabileceği bütün güçlü adayların siyasi geçmişlerinin, hukuki durumlarının ve kamuoyundaki karşılıklarının şimdiden incelendiğini düşünmek herhalde fazla hayalcilik olmaz.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı da bunlardan biri.

Bugün için adaylığının önünde ne tür siyasi veya hukuki tartışmalar çıkabileceğini bilmiyoruz. Ancak seçim yaklaştıkça potansiyel adaylarla ilgili bugün konuşulmayan dosyaların veya iddiaların gündeme gelmesi beni şaşırtmaz.

Yeni veya yükselen siyasi partiler açısından da aynı durum geçerli.

İktidar açısından ciddi oy kaybına yol açabilecek bir parti ortaya çıkarsa, o partinin seçimlere katılım yeterliliğinden yöneticileri hakkındaki hukuki süreçlere kadar pek çok konu tartışmaya açılabilir.

Burada kritik olan zamanlamadır.

Çünkü siyasette bazen kararın kendisi kadar ne zaman alındığı da sonucu belirler.

Milletvekilleri hakkındaki fezlekeler için de aynı şeyi düşünüyorum. Seçime yaklaşıldığında bazı dosyaların hızlandırılması, deneyimli muhalif siyasetçilerin seçim sürecindeki hareket alanını daraltabilir.

Ekonomi ise iktidarın karşısındaki en büyük sorunlardan biri olmaya devam edecek.

Seçim yaklaştıkça emeklilere ve dar gelirlilere yönelik maaş artışları, sosyal destekler ve ekonomik paketler görebiliriz.

Aynı dönemde milliyetçilik duygularını güçlendirecek gelişmelerin siyasi söylemde daha fazla yer bulması da şaşırtıcı olmaz.

Enerji haberlerini de dikkatle izlemek gerekiyor.

Yeni doğal gaz ve petrol keşifleri açıklanabilir; bunların Türkiye ekonomisine sağlayacağı katkı ve vatandaşın hayatını nasıl değiştireceği yoğun biçimde anlatılabilir.

DEM Parti ile yürütülen siyasi temasların geleceği de Cumhurbaşkanlığı seçiminin matematiğine bağlı olarak değişebilir. İhtiyaç duyulan oy dengeleri değiştiğinde bugün kullanılan siyasi dilin de değişip değişmeyeceğini hep birlikte göreceğiz.

Bütün bunlar elbette birer öngörü.

Bazıları gerçekleşebilir, bazıları gerçekleşmeyebilir.

Ancak siyaseti yalnızca bugün söylenen sözlerle değil, geçmişte yapılanlarla birlikte okumak gerekir.

Benim asıl endişem ise başka:

Seçime kadar yaşanacak gelişmeleri normalleştirmeye başlarsak, seçim günü önümüze konulan sandık tek başına demokrasiyi korumaya yeter mi?

Demokrasi yalnızca dört ya da beş yılda bir kullanılan oydan ibaret değildir.

Demokrasi; soru sormaktır, eleştirmektir, itiraz edebilmektir, haber yapabilmektir, hakkını arayabilmektir ve bütün bunları yaparken korkmamaktır.

Bizim arkadaşlarla konuşup öngörebildiklerimiz bunlar.

Her iktidarın güvendiği 3 özelliği var  Türk toplumunun. Unutkanlığı, Dine bağlılıkları ve Milliyetçi duruşlarıdır  bu 3 konu hep istismar edilmiştir  iktidar partileri tarafından.. Şimdi de  edilmektedir  ve  edilmeye devam edilecektir. 

Siz ne düşünüyorsunuz?

Seçimlere kadar Türkiye’de başka neler yaşanabileceğini düşünüyorsanız yorumlara yazın.

Haldun Ertan

21.10.2026

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
3
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
NELER OLACAK?
Yorum Yap

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.
Giriş Yap

Gaze-temiz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!