İzmir’in Urla ilçesi Kuşçular Mahallesi’nde bulunan, tapunun 227 ada 40, 52 ve 53 numaralı parsellerinde kayıtlı toplam 152 bin 871 metrekare büyüklüğündeki tarım arazileri, bir anda konut imarına açıldı.
Oysa Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğü tarafından 2017 yılında onaylanan Çevre Düzeni Planı’nda bu alanlar açıkça tarım alanı olarak belirlenmişti. Dahası söz konusu parseller 1. derece doğal sit alanı içerisinde yer alıyordu.
Ancak ne olduysa oldu.
Tarım arazileri bir süre sonra yüksek sermayeli arsa spekülatörlerinin eline geçti ve sınırlı sayıda kişinin dokunuşuyla bu alanlar adeta sihirli bir değnek değmiş gibi lüks konut alanına dönüştürüldü.
Daha da ilginç olanı ise şu:
Bu kez aynı bakanlığın başka bir birimi olan Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü, sanki bu alanlar tarım arazisi ve doğal sit alanı değilmiş gibi davranarak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli konut imar planlarını hazırladı.
Ve bu planlar, 23 Şubat 2026 tarih ve 14983534 sayılı Bakanlık kararıyla onaylandı.
Ortaya tuhaf bir tablo çıkıyor:
Bir genel müdürlüğün hazırladığı planı aynı bakanlığın başka bir genel müdürlüğü yok sayarak yeni bir plan yapabiliyor.
Peki bu planın içeriği incelendiğinde ne görülüyor?
Adeta milli piyango kazanılmış gibi bir imar düzeni.
İmar uygulamalarında genellikle %45 düzenleme ortaklık payı (DOP) kamuya bedelsiz olarak bırakılır. İzmir’de yıllardır uygulama böyledir.
Ancak bu projede DOP oranı yalnızca %28.
Yani kamuya bırakılan pay son derece düşük.
Bunun sonucunda yaklaşık 25 bin 988 metrekarelik bir alan kamuya terk edilirken, 94 bin 946 metrekarelik devasa alan konut imarına açılmış durumda.
Başka bir ifadeyle:
Tüm parsellerin %63’ü doğrudan konut alanı olarak planlandı.
Oysa aynı bölgede yaşayan vatandaşlar kendi tarlalarına tek bir ev bile yapamazken, bu “şanslı” parsel sahipleri bu plan sayesinde 200’e yakın villa, şato ya da malikâne inşa edebilecek bir imar hakkına kavuşuyor.
Üstelik bu yapıların her birinin satış değerinin 100 milyon TL seviyesinde olabileceği konuşuluyor.
Yani bir anda oluşacak rant yüzlerce kat artacak.
Burada önemli bir soru ortaya çıkıyor:
Bu değer artışının kamuya payı ne olacak?
Mevzuata göre imar değişiklikleriyle oluşan değer artışının %90’ının kamuya alınması gerekir.
Peki bu planlamada bu uygulanacak mı?
Yoksa bir kez daha kamu kaynaklı bir değer artışı belirli çevrelerin servetine mi dönüşecek?
Bugün çevrede yaşayan vatandaşlar isyan etse kim onları haksız bulabilir?
Kendi tarlasına ev yapamayan insanlar, bir gecede tarım toprağının lüks konut alanına dönüştüğünü görünce elbette soracaktır:
Bu ayrıcalık kime ve neden tanındı?
Eğer bakanlık bu rant planlarını onaylayarak İzmir’in verimli tarım arazilerini betonlaştırmaya devam ederse, yarın hepimiz şu soruyla yüzleşeceğiz:
Güzel İzmir’in doğasına ne oldu?
Son söz:
Tarım alanlarının bu şekilde imara açılması sadece bir plan değişikliği değildir.
Bu betonlaşmadır.
Bu doğa talanıdır.
Bu kent suçudur.
Ve bu kararların altında imzası olan bürokrasinin bir gün mutlaka hukuk önünde hesap vermesi gerekir.
Çünkü doğa sustuğunda, şehirler konuşamaz.
Şehir Plancısı Ercüment Şahin
13.06.2026






