Bir doğal alan, altı farklı karar ve cevapsız kalan sorular
Çeşme Paşalimanı’nda 28 yıldır değişmeyen tek şey, doğal alanın kendisi değil; doğal alan hakkında verilen kararların sürekli değişmesi.
Bir zamanlar 1. derece doğal sit olan alan, yıllar içinde önce 3. dereceye, ardından 2. dereceye, daha sonra farklı koruma statülerine geçirildi. Bugün gelinen noktada ise aynı bölge hakkında birbirinden farklı altı koruma kararı bulunuyor.
Bu tablo, yalnızca bir planlama meselesi değildir.
Asıl soru şudur:
28 yıl içerisinde Paşalimanı’nın doğası mı bu kadar değişti, yoksa doğaya bakışımızı belirleyen karar mekanizmaları mı değişti?
Kararların kronolojisi şöyle:
1 — 28.08.1996 / 6344
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından alan 1. derece doğal sit olarak belirlendi.
2 — 18.02.2006 / 1182
İzmir Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararıyla alan 3. derece doğal sit statüsüne getirildi.
3 — 09.08.2011 / 6216
İzmir 1 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararıyla yeniden 2. derece doğal sit statüsüne alındı.
4 — 08.06.2016 / 360
İzmir 3 No’lu Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararıyla alanın statüsü Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı olarak belirlendi.
5 — 11.01.2018 / 306
İzmir 2 No’lu Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararıyla Nitelikli Doğal Koruma Alanı statüsüne geçirildi.
6 — 16.05.2024 / 2320
İzmir 2 No’lu Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından alan yeniden Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı olarak belirlendi.
Tam 28 yıl.
Altı farklı karar. Birbirinden farklı koruma statüleri.
Peki bu değişikliklerin her birinin bilimsel ve teknik gerekçesi nedir?
Hangi yeni bilimsel veri ortaya çıktı?
Paşalimanı’nın ekolojik özelliklerinde hangi somut değişiklikler meydana geldi?
1996 yılında 1. derece doğal sit ilan edilmesini gerektiren doğal değerler 2006 yılında nasıl ortadan kalktı?
2011’de neden yeniden 2. derece sit ihtiyacı doğdu?
2016’da hangi bilimsel değerlendirme sonucunda yeni bir koruma statüsüne geçildi?
2018’de alanın niteliği hangi verilerle yeniden değerlendirildi?
Ve 2024 yılında neden tekrar Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı statüsüne dönüldü?
İşte asıl tartışılması gereken mesele budur.
Çünkü doğal sit kararları yalnızca teknik birer bürokratik işlem değildir. Bu kararların arazi değeri, yapılaşma koşulları, planlama süreçleri ve bölgenin geleceği üzerinde doğrudan etkileri vardır.
Özellikle rant baskısının son derece yüksek olduğu Çeşme gibi bir bölgede, koruma statüsündeki her değişikliğin ekonomik sonuçları da bulunmaktadır.
Bu nedenle kamuoyunun bilmesi gereken yalnızca “hangi karar alındı?” sorusu değildir.
O karar neden alındı?
Kimlerin hazırladığı bilimsel raporlara dayanılarak alındı?
Önceki kararın hangi bilimsel gerekçeyle değiştirildiği kamuoyuna açıklandı mı?
Karar değişikliklerinden önce ve sonra bölgedeki taşınmazların mülkiyet ve değer değişimleri incelendi mi?
Sit statüsü nedeniyle düşük bedellerle el değiştiren taşınmazların, statü değişiklikleri sonrasında değer kazanıp kazanmadığı araştırıldı mı?
Ve belki de en önemli soru:
Kamu yararı ile özel ekonomik çıkar arasındaki çizgi bu süreçte nasıl korundu?
Burada kimse peşinen suçlu ilan edilmemeli.
Ancak kamu görevi yürüten kurulların kararları da dokunulmaz değildir.
Tam tersine, kamu adına doğal alanları korumakla görevli kurumların kararları daha fazla şeffaflık, daha fazla bilimsel gerekçe ve daha güçlü kamu denetimi gerektirir.
Eğer 28 yıllık süreçte aynı alan için birbirinden bu kadar farklı koruma statüleri belirlenmişse, bunun bilimsel gerekçeleri bütün açıklığıyla ortaya konulmalıdır.
Eğer ortada hukuka aykırı bir işlem varsa araştırılmalıdır.
Eğer kamu zararı oluşmuşsa sorumluları belirlenmelidir.
Eğer herhangi bir kişi ya da kurumun kişisel çıkar sağladığına ilişkin somut deliller varsa, bunlar bağımsız adli ve idari merciler tarafından incelenmelidir.
Çünkü mesele yalnızca Paşalimanı değildir.
Mesele, Türkiye’de doğal sit kavramının gerçekten doğayı korumak için mi, yoksa zaman içinde farklı planlama ve ekonomik beklentilere göre yeniden şekillenen bir bürokratik statüye mi dönüştüğü sorusudur.
Bugün Paşalimanı’na baktığımızda karşımızda yalnızca bir kıyı parçası görmüyoruz.
28 yıllık bir karar zinciri görüyoruz.
Ve bu zincirin her halkası kamuoyuna şu soruyu sorduruyor:
“Doğanın statüsü neden değişti?”
Bu sorunun cevabı birkaç bürokratın açıklamasından ibaret olmamalıdır.
Kararların dayandığı bilimsel raporlar, komisyon tutanakları, uzman görüşleri, planlama süreçleri, mülkiyet değişimleri ve ekonomik sonuçlar birlikte incelenmelidir.
Gerekirse Sayıştay, ilgili idari denetim mekanizmaları ve Cumhuriyet savcılıkları tarafından da hukuki açıdan değerlendirilmelidir.
Çünkü doğal alanları korumakla görevli devlet mekanizmalarında güvenin temel şartı şudur:
Aynı alan için verilen kararlar değişebilir. Ama bu değişikliklerin bilimsel gerekçesi, hukuki dayanağı ve kamu yararı ilişkisi toplumdan gizlenemez.
Paşalimanı’nın 28 yıllık hikâyesi artık yalnızca bir sit hikâyesi değildir.
Bu, kamu yararının nasıl korunduğunun sınandığı bir dosyadır.
Ve bu dosyanın cevabı, yalnızca bugünün Paşalimanı’nı değil, İzmir’in yarın hangi kıyılarının korunacağını da belirleyecektir.
Ercüment Şahin Şehir Plancısı
19.09.2026



