Mansur Yavaş CHP’den istifa etti.
“Bağımsız olarak siyasi yoluma devam edeceğim” dedi.
Ardından Ankara’da Beypazarı, Kalecik, Güdül, Polatlı, Ayaş, Şereflikoçhisar, Elmadağ ve Nallıhan belediye başkanlarının CHP’den ayrıldığı açıklandı. Bazıları kararlarını doğrudan Yavaş’la birlikte yürüme iradesiyle açıkladı.
Şimdi herkes aynı soruyu soruyor:
Bu sadece Mansur Yavaş’ın CHP’den istifası mı?
Yoksa CHP’nin yıllardır konuşmadığı bazı sorunların Ankara’da görünür hale gelmesi mi?
CHP’nin önünde artık şu sorular var:
- Parti mi güçlü, aday mı?
Seçmen bir parti logosuna oy verir.
Ama o logonun altındaki adaya da bakar.
Ankara’da ortaya çıkan tablo, parti markası ile adayın kişisel siyasi ağırlığının aynı şey olmadığını gösteriyor.
- Güçlü belediye başkanı parti için tehdit mi, değer mi?
Bir parti kendi içinden çıkan güçlü yerel aktörleri büyütüyor mu?
Yoksa büyüdüklerinde onları kontrol edilmesi gereken siyasi merkezler olarak mı görüyor?
Asıl tartışılması gereken meselelerden biri bu.
- Ankara’daki istifalar neden zincirleme geldi?
Bir kişinin istifası kişisel bir tercihtir.
Fakat ardından çok sayıda seçilmiş belediye başkanının aynı yönde karar vermesi, yalnızca kişisel tercihlerle açıklanamayacak kadar önemli bir siyasi veri oluşturuyor.
- Yavaş’ın tercihi de sorgulanmalı.
CHP’nin hataları olabilir.
Parti yönetiminin yanlışları olabilir.
Ancak Yavaş’ın bağımsızlaşma kararının da siyasi sonuçları vardır.
“Ben neden ayrıldım?” sorusu kadar,
“Ayrıldıktan sonra CHP seçmeni ve muhalefet açısından nasıl bir tablo ortaya çıkacak?”
sorusu da sorulmalıdır.
Çünkü siyasi kararların yalnızca gerekçesi değil, sonuçları da önemlidir.
- CHP’nin kaybettiği yalnızca üyeler değil, siyasi bağ olabilir.
Ankara’daki belediye başkanlarının açıklamalarında “Mansur Yavaş’la birlikte yol yürümeye devam edeceğiz” ifadelerinin kullanılması, kişisel siyasi bağların parti aidiyetiyle nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor.
- Parti, yerel aktörleri merkeze nasıl bağlayacağını yeniden düşünmeli.
Genel merkez başka.
Büyükşehir belediye başkanı başka.
İlçe belediye başkanı başka.
Seçmen başka.
Ama seçim sandığında hepsi aynı siyasi denklemde buluşuyor.
Bu bağ kurulamazsa örgüt vardır ama bütünlük zayıflar.
- Adaylık döneminde kurulan siyasi ortaklık seçimden sonra da korunmalı.
Seçim kazanmak bir son değil.
Asıl mesele seçimden sonra o birlikteliği sürdürebilmek.
Aday belirleme sürecinde kurulan ilişkiler, seçimden sonra unutulmamalı.
- “Parti benden büyüktür” kadar “seçmen iradesi” de önemlidir.
Yavaş açıklamasında seçmenin oyuyla elde edilen makamların, seçmenin onaylamadığı siyasi adreslere taşınmasını doğru bulmadığını söyledi.
Bu söz, yalnızca CHP’ye değil, bütün siyasi partilere sorulması gereken bir soruyu ortaya çıkarıyor:
Seçmenin verdiği oy kimin siyasi mülküdür?
- Kişisel sadakat ile kurumsal sadakat birbirine karıştırılmamalı.
Bir belediye başkanı partiye mi bağlı?
Seçmene mi?
Kendi siyasi çizgisine mi?
Yoksa hepsini aynı anda taşıyabilecek bir kurumsal model mümkün mü?
Ankara’daki gelişmeler bu soruyu yeniden gündeme taşıdı.
- CHP’nin asıl yapması gereken şey suçlu aramak değil, veri okumaktır.
“Yavaş gitti.”
“Başkanlar gitti.”
“Örgüt hata yaptı.”
Bu cümlelerin hiçbiri tek başına açıklama değildir.
Asıl soru:
Neden bu noktaya gelindi?
- Mansur Yavaş açısından da aynı soru geçerli.
CHP’den ayrılmak bir siyasi tercihtir.
Fakat bağımsız siyaset yürütmek de yeni sorumluluklar doğurur.
Artık kararlarının sonuçları yalnızca CHP üzerinden değil, Ankara’daki seçmen, CHP seçmeni, muhalefet seçmeni ve bağımsız seçmen açısından ayrıca değerlendirilecektir.
- Ankara’daki tablo kişilerin değil, siyasi yapıların sınavıdır.
CHP için:
“Neden tutamadık?”
Yavaş için:
“Nereye kadar bağımsız kalacağız ve hangi siyasi zeminde yürüyeceğiz?”
Seçmen için ise:
“Bütün bu siyasi ayrışmanın bedelini sandıkta nasıl değerlendireceğiz?”
soruları ortada duruyor.
VE EN ÖNEMLİ NOKTA…
Bugün CHP’nin yapması gereken yalnızca Mansur Yavaş’ı tartışmak değil.
Kendisini tartışmak.
Yavaş’ın kararını yalnızca alkışlamak ya da eleştirmek de yetmez.
Neden bu noktaya gelindiğini anlamak gerekir.
Çünkü bir büyükşehir belediye başkanı ayrılıyor…
Ardından ilçe belediye başkanları geliyor…
Ve bazıları açıkça:
“Mansur Başkanımızla yol yürümeye devam edeceğiz.”
diyor.
Bu noktadan sonra mesele artık yalnızca:
“Mansur Yavaş CHP’den neden ayrıldı?”
değildir.
Asıl mesele:
“Bir parti, kendi içinden çıkardığı güçlü yerel aktörlerle neden aynı siyasi zeminde kalamadı?”
Ve bunun karşısındaki ikinci soru da şudur:
“Mansur Yavaş, CHP’den ayrılarak hangi siyasi sorunu çözdü; hangi yeni soruların kapısını açtı?”
İşte Ankara’nın asıl hikâyesi burada başlıyor.
BENDEN SÖYLEMESİ
23.09.2026



