Bu gün büyükşehir belediyesi meclis gündemine gelen madde;
“3- Konak ilçesi, İsmet Kaptan Mahallesinde yer alan 1039 ada, ve 8 parselin; 20/02/2020 tarihli
31045 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 7221 sayılı Kanun ile 3194 sayılı Imar Kanununun 8.
maddesinde yapılan değişiklik kapsamında, Izmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge
Kurulunun 28/11/2024 tarihli ve 18626 sayılı Kararı da dikkate alınarak, mevcut Uygulama Imar
Planında Hmax: serbest olan kat yüksekliğinin, Yençok:84 m olarak belirlenmesine ilişkin hazırlanan
1/1000 ölçekli Uygulama Imar Planı Değişikliği ve Plan Notu Değişikliği önerisi Belediye
Meclisimizin 24/11/2025 tarihli veve 04.1325 sayılı Kararı ile uygun bulunarak İzmir 1 Numaralı
Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kuruluna iletilmiş olup; söz konusu Kurulun 05/02/2026 tarihli
20897 sayılı Kararı doğrultusunda yeniden düzenlenen 1/1000 ölçekli Uygulama Imar Planı Plan
Değişikliği önerisinin oybirliği ile uygun bulunduğuna ve ayrıca Plan notlarının
maddesinde yer alan min: 150 m olan ifadenin min: 80 m olarak düzenlenmesine, bu doğrultuda
hazırlanan 1/1000 ölçekli Uygulama Imar Planı Plan Notu Değişikliği önerisinin, 2863 sayılı Kültür
ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu doğrultusunda Koruma Bölge Kuruluna iletilmesinin oybirliği
uygun bulunduğuna ilişkin Imar ve Bayındırlık Komisyonu Raporu. (Imar ve Şehircilik
Notu ile Dai.Bşk.E.2869915)“
Basmane Çukuru dosyasında artık kimsenin “teknik plan değişikliği” masalına sığınma şansı kalmamıştır. Çünkü ortada basit bir imar düzenlemesi değil, adım adım ilerleyen büyük bir süreç vardır:
Önce davalardan vazgeçme tartışması, ardından niyet protokolleri, şimdi ise projeyi uygulanabilir hale getiren imar revizyonları…
Bugün meclis gündemine gelen 84 metre kararı, “yüksekliği sınırladık” diye sunuluyor. Oysa gerçeği herkes biliyor: Bu tür kararlar çoğu zaman projeyi durdurmak için değil, projeyi plan içine yerleştirip yürütülebilir hale getirmek için alınır. Yani tartışma “84 metre çok mu az mı?” tartışması değildir. Asıl soru şudur:
Belediye, hukuken kazanma ihtimali bulunan bir mülkiyet sürecinden neden vazgeçerken, aynı anda imar altyapısını neden hızla hazırlamaktadır?
Kamuoyuna açıklanması gereken gerçek budur.
Bilirkişi değerlendirmelerinde dahi alanın çok daha düşük bir bedelle tamamen kamuya geçme ihtimalinin bulunduğu konuşulurken, davalardan feragat edilmesi ve hemen ardından plan revizyonlarının gelmesi, ister istemez şu soruyu büyütmektedir:
Bu dosyada gerçekten çözüm mü aranıyor, yoksa satış ve yatırım sürecinin önü mü açılıyor?
Daha da önemlisi, İzmir’in kalbinde bulunan ve yıllardır “kentin utanç çukuru” olarak anılan bu alan, sonunda kamunun mülkiyetine geçip kente kazandırılabilecekken, neden yeniden yapılaşma pazarlıklarının merkezine sürüklenmektedir?
Hiç kimse bu soruların sorulmasından rahatsız olmamalıdır. Çünkü söz konusu olan sıradan bir parsel değil, İzmir’in en stratejik kamusal alanlarından biridir. Bu nedenle her plan değişikliği, her protokol ve her hukuki adım, yalnızca teknik bir işlem değil, kentin geleceğine dair bir tercihtir.
Bugün alınan kararlar yarının siluetini, yarının trafik yükünü ve en önemlisi yarının kamu mülkiyetini belirleyecektir. Bu yüzden İzmir kamuoyu artık tek bir sorunun cevabını açık ve net biçimde duymak istemektedir:
Basmane Çukuru gerçekten İzmir’in mi olacak, yoksa bir kez daha imar kararlarıyla yatırım dosyasına mı dönüşecektir?
Bir cevabınız var mı Cemil Tugay?
Birazdan bu konuyu irdeleyen köşe yazımı sizlerle paylaşacağım.



