VARLIK BARIŞI DEĞİL, YOKSULLUK BARIŞI YAPILMALI!
Türkiye yıllardır “Varlık Barışı” konuşuyor.
Sermayenin yurda getirilmesi, vergisel avantajlar, teşvikler…
Peki varlığı olmayan ne yapacak?
Evine ekmek götürmeye çalışan, kredi kartının asgarisini ödeyemeyen, çocuğunun okul masrafını düşünürken uykusu kaçan milyonlar için ne zaman bir “Yoksulluk Barışı” konuşacağız?
Çünkü artık karşımızdaki mesele yalnızca hayat pahalılığı değil, toplumsal bir kırılmadır.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verilerine dayandırılan açıklamalara göre yaklaşık 17 milyon 114 bin kişi sosyal yardımlarla yaşamını sürdürmeye çalışıyor.
Bu sayı bize ne söylüyor?
Milyonlarca insanın gelirinin, kendi yaşamını tek başına sürdürebilecek seviyede olmadığını…
YOKSULLUK ÇOCUKLARIN GELECEĞİNİ DE YİYOR
Ekonomik sıkıntının en ağır bedelini çocuklar ve gençler ödüyor.
Son dört yılda 2 milyon 940 bin kişinin eğitimine ara vermek zorunda kaldığı belirtiliyor.
Çocuklarının temel ihtiyaçlarını karşılayamadıkları için devlet kurumlarına başvuran ailelerin sayısının ise 241 bine ulaştığı ifade ediliyor.
Bir de uyuşturucu ve suç batağı tehlikesi var.
Uyuşturucu kullanımının ilkokul çağlarına kadar indiğine ilişkin açıklamalar yapılıyor. Bir siyasetçinin dile getirdiği 8 milyonluk rakamın ise resmi makamlar tarafından açıklığa kavuşturulması gerekiyor.
Çünkü bir ülkenin çocukları eğitimden kopuyor, yoksullukla boğuşuyor ve uyuşturucu tehdidi altında büyüyorsa artık yalnız ekonomiyi değil, ülkenin geleceğini kaybedip kaybetmediğimizi konuşmalıyız.
VATANDAŞ ARTIK GELİRİYLE DEĞİL BORÇLA YAŞIYOR
Dört kişilik bir aile için verilen rakamlarda açlık sınırı 37 bin 203 TL, yoksulluk sınırı 114 bin 576 TL seviyesinde.
Bekâr bir çalışanın aylık yaşam maliyeti ise 44 bin 807 TL.
Bunun günlük hayattaki karşılığı çok daha basit:
Küçülen pazar filesi.
Ödenemeyen fatura.
Kredi kartından kredi kartına aktarılan borç.
Ertelenen ihtiyaçlar.
Çocuğa “Bu ay alamayız” demek.
Yasal takibe düşen yaklaşık 4,5 milyon kişinin kredi kartı borcunun 125 milyar TL’ye ulaştığı, toplam kredi kartı borçlarının ise 3,3 trilyon TL seviyesine çıktığı belirtiliyor.
Vatandaşın borcu büyürken devletin borç yükü de büyüyor.
2026 yılı merkezi yönetim borç servisi 5 trilyon 990 milyar TL olarak öngörülüyor.
Ülkenin dış borcunun yaklaşık 539 milyar dolar, iç borcunun ise 15 trilyon 453 milyar TL seviyesinde olduğu ifade ediliyor.
Rakamların sonu yok.
Ama vatandaşın cebinin bir sonu var.
SOSYAL YARDIMLA ÖVÜNÜLMEZ
Sosyal devlet elbette dara düşenin yanında olacaktır.
Ancak milyonlarca insanı sürekli yardıma muhtaç hale getirip sonra dağıtılan yardımların büyüklüğünü başarı olarak göstermek başka bir şeydir.
Asıl başarı, sosyal yardım alan insan sayısının azalmasıdır.
Asıl başarı, çalışan insanın maaşıyla yaşayabilmesidir.
Asıl başarı, bir annenin çocuğunun ihtiyacını karşılamak için devlet kapısına gitmek zorunda kalmamasıdır.
Asıl başarı, üniversite öğrencisinin parasızlıktan eğitimini bırakmamasıdır.
Bir ülke yoksulluğu yönetmekle yetinemez.
Yoksulluğu azaltmak ve ortadan kaldırmak zorundadır.
VARLIĞI OLAN İÇİN “BARIŞ” YAPTIK…
Şimdi benim önerim çok açık:
Madem yıllarca varlık sahipleri için “Varlık Barışı” yaptık;
bir kere de hiçbir varlığı olmayanları konuşalım.
Borç batağındaki aileyi…
Emekliyi…
Asgari ücretliyi…
Öğrenciyi…
Çocuğunu okutmaya çalışan anne babayı…
Türkiye’nin artık yeni bir Varlık Barışı’ndan önce YOKSULLUK BARIŞI’na ihtiyacı var.
İnsanları yardıma mahkûm eden değil, yardıma ihtiyaç duymayacak hale getiren bir ekonomik düzenin adını koyalım.
Çünkü mesele artık sağ-sol meselesi değildir.
Mesele sofradaki ekmektir.
Mesele çocuğun geleceğidir.
Mesele milyonlarca insanın insan onuruna yakışır biçimde yaşayabilmesidir.
İŞTE HALİ PÜR MELALİMİZ…
Varlığı olanı barıştırdık.
Peki yoksullukla ne zaman barışacağız?
Ercüment Şahin
23.08.2026



