Bir çocuğun ölümü daha olmadan sistem harekete geçmeli
Artık “okullarımız güvenli mi?” diye sormayı da geçiyorum.
Çünkü bugün geldiğimiz noktada ihtiyacımız olan şey yalnızca okul kapısına bir güvenlik görevlisi koymak, birkaç kamera daha takmak ya da girişlerde çanta kontrolü yapmak değil.
Sistemin kendisinin değişmesi gerekiyor.
Daha dün İstanbul Başakşehir’de bir okulun bahçesinde bıçaklı saldırı yaşandı. Sekiz çocuk yaralandı. On yaşındaki Eslem Sare Bulut hayatını kaybetti.
Daha önce Manisa’da yaşanan okul çevresindeki silahlı saldırıyı konuşmuştuk.
Şimdi yeniden aynı sorunun karşısındayız:
Daha ne olması gerekiyor?
Çünkü bir çocuğun eline bıçak aldıktan, okula girdikten ve saldırı gerçekleştirdikten…
[14:59, 07.10.2026] Dicle Sahin: İzmir kişilere değil, değerlere oy verdi
Cemil Tugay’ın CHP’den AK Parti’ye geçmesiyle birlikte İzmir’de yeni bir tartışma başladı.
Bir tarafta “Acaba şimdi İzmir’e daha fazla yatırım gelir mi?” diye umut edenler var. Ankara ile İzmir arasındaki siyasi ilişkinin değişmesinin kente daha fazla kaynak, daha fazla proje ve daha fazla hizmet getirebileceğini düşünenler…
Diğer tarafta ise doğal olarak ciddi bir güvensizlik var.
Ben kendi adıma Cemil Tugay’ın bu siyasi değişimini bir döneklik olarak değerlendiriyorum. Çünkü geçmişte AK Parti’yi eleştiren, CHP’yi savunan ve CHP siyaseti üzerinden İzmirliye mesaj veren bir siyasi anlayışın bugün tam tersine dönmesi, elbette sorgulanır.
Söylenen sözlerin bir hafızası vardır.
Bugün başka, dün başka konuşulduğunda insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Biz hangisine inanacağız?
Üstelik açık konuşalım; ben Cemil Tugay’ın koltuk sevdası nedeniyle görevinden istifa edip bu tartışmanın dışında kalacağına da pek ihtimal vermiyorum. Parti değiştirmek başka bir şey, seçilmiş olduğu görevden ayrılmak başka bir şey.
Ama artık benim açımdan asıl mesele Cemil Tugay da değil.
Ben artık İzmirliye inanıyorum.
Çünkü İzmir hiçbir zaman sadece kişilere oy vermedi.
İzmir’in CHP’ye olan desteğini yalnızca belediye başkanları üzerinden okumak büyük bir yanılgı olur. Bu şehir yıllardır sandığa giderken kendi değerleriyle birlikte oy verdi.
Cumhuriyet’e, demokrasiye, laikliğe, hukukun üstünlüğüne ve Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği yola duyduğu inançla…
Bu nedenle bir kişinin partisinden ayrılması, İzmirlinin siyasi hafızasını bir gecede değiştirmez.
İzmirli kimin hangi rozeti taktığından çok, hangi değerlere sahip çıktığına bakar.
Şimdi önümüzde yeni bir dönem var.
Ve ben İzmir adına umutsuz olmak istemiyorum.
Eğer bu siyasi değişiklik gerçekten İzmir’e daha fazla yatırım getirecekse, ulaşım sorunlarını çözecekse, kentsel dönüşümü hızlandıracaksa, deprem hazırlığını güçlendirecekse, altyapıya ve Körfez’e gerçek çözümler getirecekse elbette bunların karşılığını görmek isteriz.
Çünkü İzmir’in hakkı olan hizmet, hangi partiden olursa olsun merkezi yönetimin İzmir’e borcudur.
Ama bir şartla:
Bu süreç İzmir’de yolsuzluğun, usulsüzlüğün veya denetimsizliğin önünü daha fazla açmasın. Tam tersine şeffaflığın, hesap verebilirliğin ve kamu yararının önünü açsın.
Kim hangi partiye geçerse geçsin, kim hangi siyasi tercihi yaparsa yapsın; bunun hesabını yine İzmirliye verecek.
Çünkü sonunda mesele koltuk değil, bu şehrin geleceğidir.
Ben Cemil Tugay’a güvenmiyorum. Bu siyasi geçişi de doğru bulmuyorum. Ama İzmir’in geleceği konusunda umudumu bir kişiye bağlamıyorum.
Ben İzmirliye inanıyorum.
Ve ben hâlâ Mustafa Kemal Atatürk’e, onun kurduğu Cumhuriyet’e ve gösterdiği yola inanıyorum.
Umarım bu değişimin bedelini İzmir ödemez.
Umarım başımıza kötü bir şey gelmez.
Ve umarım bundan sonra siyasi hesapların değil, İzmir’in çıkarlarının konuşulduğu bir dönem başlar.
Çünkü İzmir’in kimsenin koltuğuna, kariyerine ya da siyasi hesabına ihtiyacı yok.
İzmir’in ihtiyacı olan tek şey, bu kente gerçekten sahip çıkan insanlar.
Dicle Şahin
10.10.2026



