Farkında mıyız; ülkemizde büyük çoğunluğumuz, gerçeklikten uzak kendi dünyamızda yaşıyoruz. Mutlu değiliz, mutluymuşuz gibi davranıyoruz; hayal etmekten bile çekiniyoruz…
Öncelikle kendimize dürüst değiliz. Rahatsızlık hissedebileceğimiz bazı davranışlarımız, söylemlerimiz, fiillerimiz için kendimize gerçeği söylemekten kaçınırız. Amaç, içsel hesaplaşmaya girmemektir. Düşünmemek ve olayı farklı algılayıp vicdanımızı rahatlatmaktır en kolay yol.
Bu davranış biçiminin benzerini toplumsal olarak da yaşarız. Yani gerçeği bildiğimiz hâlde “o gerçek” yokmuş gibi davranırız… Adama sende’cilikle, boş vermişlikle, ilk olmaktan kaçınmakla, “başkası yapsın” görüşüyle her şey normalmiş gibi davranmak…
O varlığını bildiğimiz ama yokmuş gibi davrandığımız, hayatımızı direkt ilgilendiren konuları sıralamaya çalışalım… Bu konular aslında hepimizin bildiği konular; hiç yeni bir konu yok. Bildiğimiz ama normalleştirdiğimiz konular:
- Siyasi partilerin kendi içlerinde demokratik kuralları uygulamayıp, ülkeyi demokratik yöneteceklerine inanıyormuş gibi yapıp kabullenmek.
- Demokratik yollar ile belirlenmeyen bölgesel idarecilerin çözüm yaratıp hayatımızı olumlu yönde değiştirecek uygulamaları yapamayacaklarını bilip, yapmalarını beklemek.
- Milletvekili aday isimlerinin partilerde birkaç kişi tarafından belirlenmesini seyretmek.
- Üç dönem milletvekilliği yapıp dördüncü döneminde belediye başkan adayı yapılan bir kişinin doğru seçim olmadığını bilmek ama itirazda bulunmamak.
- Siyasilerin olurları ile mevki elde eden atanmışların yeterliliklerini sorgulamayıp, eylemleri ile hayatımızı zorlaştırmalarını seyretmek.
- AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmamasını normalleştirmek.
- Açılan davaların FETÖ terör örgütü zamanı davalar ile benzerlik göstermesine aldırış etmeyip normal dava muamelesi yapmak. Adalet üzerindeki siyasi baskının cumhuriyet tarihinde görülen en yüksek seviyede olmasına aldırmamak.
- Çalınan lise ve üniversite giriş sınavı soruları ile istediği okula giren kişilerin şimdi devletin değişik makamlarında görevde olduklarını bilmek ama aldırış etmemek.
- TÜİK verileri ile maaşlarına zam alan çalışanların gün geçtikçe fakirleşmesini seyretmek.
- Son yirmi senede defalarca değiştirilen ihale mevzuatı ile şeffaf ihale yapılmayacağını bilmek ancak sadece seyretmek.
- Değiştirilen Milli Eğitim mevzuatları ile çocuklarımızın iyi eğitim almadığını bilmek ama müdahil olmamak.
- Eğitimine yurt dışında devam etmek isteyen genç nüfustaki artışa aldırış etmemek.
- Yap-işlet-devret sistemi ile verilen ihalelerin maliyetinin yüksek olması nedeniyle bu hizmetten yararlanan vatandaşın fazla ödeme yapmasına alışmak.
- Kapatılan devlet hastaneleri için reaksiyon göstermemek. Şehir hastaneleri anlaşmalarının yurt dışı bağlantılı olmasına aldırış etmemek.
- Kısa süreliğine ithalat izni verilen bazı kalemlerde fon veya vergilerin sıfırlanmasında saflıkla toplum yararı aramak.
- Çoğu köyün mahalle yapılarak ekilebilir toprak miktarının azalmasını seyretmek.
- Tarım arazilerinde, orman arazilerinde maden ve taş ocağı işletme ruhsatlarının verilmesini normal karşılamak.
- Çiftçinin sıkıntılarını çözmek yerine, sıkıntı yaşanan mahsul ve ürünler için ithalat izni verilerek sorunun çözülmesini normal görmek.
- Sanayicinin girdi maliyeti sorunu yokmuş gibi davranmak. Otomotiv gibi yerli üretim yüzdesi yüksek olan kollarda bu avantajları kaybetmek. Tekstil üreticilerinin yurt dışına kaçışlarını sadece seyretmek.
- Yurdumuzda altın gibi değerli maden arama ve işletme ruhsatlarının dolaşıp en sonunda hangi firmalara verildiğini bilmek ama önemsememek.
- Yurt dışından sanayi yatırımı için gelinmediğini görmek ama kayıtsız kalmak.
- Trump tarafından övülen, takdir edilen yöneticilerimizin bu övgüyü hak eden neler yaptığını düşünmemek.
Bu liste uzayabilir… Konu artık neler yapıldığı değil; bizim ne yapıp yapmadığımızdır.
Demokrasi yokken varmış gibi davranmayı bırakmalıyız. Ülkemizde demokrasi tam yerleşmeden tedavülden kaldırıldı.
Bu şartlarda;
- Hukuksal mücadele ile,
- Örgütlenme ile,
- İnanılan partiye üye olunarak,
- Hukuk çerçevesinde doğru muhalefet ile,
- Demokratik protesto ile hem muhalefeti hem de iktidarı demokratik çerçeveye oturtarak
bir şeyler değiştirilebilir.
Peki yapıyor muyuz yeteri kadar?
Hayır.
Yapmazsak, şikâyet etmeye de hakkımız kalmayacağını bilmemiz gerek.
Haldun Ertan
03/04/2026



