KRİMİNAL PLANLAMA
“Önce biz binaları şekillendirdik, sonra onlar bizi.”
Günümüz Türkiye’sinde kent planlamasının ve mimarlığın geldiği noktayı, Winston Churchill’in bir zamanlar Londra için söylediği bu sözden daha iyi tanımlayan başka bir ifade olamazdı.
Dünyadaki pek çok akademik ve bilimsel kaynak; kent planlamasını sadece fiziksel çevreyi biçimlendirmek olarak değil; ekonomik, sosyal ve çevresel dengeleri gözeterek toplumun yaşama, çalışma, dinlenme ve ulaşım gibi temel gereksinimlerini en uygun koşullarda karşılamayı hedefleyen disiplinler arası bir bilim olarak tanımlar. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere kent planlamasının asıl amacı toplumsal yararının ön planda tutulmasıdır.
Planlama eylemi; hukuk devleti ilkesine ve çoğulcu demokrasiye bağlı ülkelerde bilimsel, adil ve kamusal bir çerçevede uygulanır. Buna karşın, serbest piyasa görüntüsü altında kuralsızlığın egemen olduğu yönetimlerde, sermaye ve güç odaklarının müdahalesiyle bilimsel ve toplumsal niteliğini yitirir. Türkiye’de kent planlamasının bozulması ve hissedilir biçimde rantın kontrolüne girmeye başlaması, 80’li yıllara dayanmaktadır. ANAP iktidarının çıkardığı 3194 sayılı imar yasası ile imar planlarının ve plan değişikliklerinin denetim ve onama yetkisi, dönemin İmar ve İskan Bakanlığı’ndan alınıp desantralize edilerek, tek niteliği siyasal ilişkiler ve kişisel çıkarlar olan yerel belediyelerin eline geçmesi sağlanmıştır. Doğal olarak bu niteliksiz yapıların, ranttan yayılan “kan kokusu”nu alması da çok hızlı olmuştur.
Günümüz Türkiye’sinde, hemen her gün şahit olduğumuz, okuduğumuz, gördüğümüz ve duyduğumuz ve hatta büyük küçük tüm belediyelerin ilan askı panolarından izlediğimiz kadarıyla planlama eylemi, toplumsal yararı gözeten bir ruhtan saparak büyük oranda suç ve kanunsuz işlemlerle dolu kriminal bir karaktere evrilmiştir. Öyle ki; planlama, sadece yerel veya merkezi iktidarla ilişkisi güçlü olan belirli kişi veya grupların imar rantına dayalı mekânsal taleplerini tek bir kararla gerçekleştiren çirkin bir silaha dönüşmüş durumdadır.
Doğal olarak, ranta egemen tüm çevrelerin, amacına ulaşmak için araç olarak kullandığı en gözde meslek grubu da mesleki ve etik değerlerden tamamen yoksun, yalnızca kirli paradan pay almaya odaklı bir kısım şehir plancıları olmuştur. Günümüzde varlık nedenleri ve amaçları, toplumsal suça hizmet olan bu kişilerin büyük bir bölümü, yerel veya merkezi yönetimlerin plan onama mekanizmaları ile kapalı kapılar ardında iç içe olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Suça bulanmış şehir plancısı, tam bu noktada, toplumsal yarar yerine kişisel rantı projeleştiren kriminal bir plancıya dönüşmektedir.
Yönetimlerin bilimsellikten uzak sadece siyaset, inanç, menfaat ve usulsüzlük temellerine dayanan anlayışı ile şekillenen imar planları ve imar planı değişiklikleri kentlerin zaten çarpık ve bozuk olan fiziki /sosyolojik yapısına hasar üstüne hasar vermektedir. Bunun yanı sıra, kişisel rantı arttırmak için kamu eliyle alınan her karar, yapılan her onama kentlerin zaten yetersiz olan altyapı, sağlık, eğitim, ulaşım, trafik, otopark, çevre kirliliği gibi sayısız sorununa yenilerini eklemektedir.
Ne yapılmalı?
Kriminal planlamanın önüne geçebilmek için İmar Kanunu ve ilgili mevzuatlarda radikal adımlar atılmalıdır:
- Bütüncül ve Kademeli Planlama Esası: İmar planı değişiklikleri kişisel taleplerle değil, yalnızca kanıtlanabilir kamu yararı doğrultusunda ve çok kademeli bağımsız denetim mekanizmalarının onayıyla yapılabilmelidir. Kamu yararı taşıyan değişikliklerde dahi az olmayan belirli bir bekleme ve değerlendirme süresi şartı getirilmelidir.
- Cezai Yaptırımların Artırılması: Kamu yararı taşımayan ve kişisel rant odaklı plan değişikliklerini hazırlayan, denetleyen ve onaylayan tüm paydaşlar (plancı, bürokrat, karar verici) hakkında ağır cezai yaptırımlar uygulanmalı ve TCK kapsamında “Kent Suçu” tanımı oluşturulmalıdır. Kent suçlarının cezası en az 10 yıldan başlamalıdır.
- Meslekten Men ve Sicil İptali: Etik dışı ve usulsüz planlama faaliyetinde bulunan plancıların büro tescil belgeleri geçici sürelerle değil, süresiz olarak iptal edilmeli; TMMOB Şehir Plancıları Odası ve yetkili idarelerce meslekten süresiz men edilmelidirler.
- Mali ve Hukuki Sorumluluğun Netleştirilmesi: Üst derece yeterlilik belgesine (karneye) sahip müelliflerin, imza attıkları projelerde sadece teknik değil; mali, hukuki ve cezai sorumluluk taşıyacakları yasal güvenceye bağlanmalıdır. Böylelikle “kiralık imza” veya unvan istismarı aracılığıyla işlenen kent suçlarının önüne geçilmelidir.
- Şeffaflık ve Dijital İzlenebilirlik: Tüm plan ve plan değişiklik süreçleri dijital ortamlarda halkın ve bağımsız akademik kurulların incelemesine açık, şeffaf ve izlenebilir hale getirilmelidir.
Bilinmelidir ki, bunlar gerçekleşmedikçe, rantın kırbaçladığı, içinde milyarların döndüğü kara para barındıran planlamalar, imar yolsuzlukları, rüşvet, kanunsuz işlemler, suçla beslenmeye alışmış her renkteki yönetimlerin sonsuz iştahını doyurmaya asla yetmeyecektir.
Ercüment Şahin



