“-SIZ” KALDIK
Bir zamanlar bu topraklarda
ayıp diye bir şey vardı.
İnsan, yanlış yaptığında
önce kendinden utanırdı.
Şimdi utanmak yok,
utanılacak şeyler var sadece.
Ayaklar baş oldu denir ya…
Hayır, mesele bu değil.
Mesele başların eğilmesi,
ayakların yükselmesi.
İnsan, küçük menfaatler uğruna
büyüklüğünü kaybetti.
Üç kuruşluk çıkar için
onurunu cebinden düşürür oldu.
Omurga kamburlaştı,
vicdan sessizleşti.
Bakıyorum da toplum
“-sız” ekleriyle eriyor.
Ahlak -sız
Omurga -sız
Vicdan -sız
Merhamet -siz
Koskoca bir çöküş anlatıyor.
Çocuklar büyümüyor artık,
erken yaşlanıyor.
Uyuşturucu 14 yaşına indi diyorlar;
ben buna “iniyor” demiyorum,
biz yukarı çıkamadık diyorum.
Anne aynı evde ama başka dünyada,
baba aynı sofrada ama başka ekranda.
Çocuk yalnız.
Hem de kalabalığın ortasında.
Aile -siz
İlgi -siz
Sevgi -siz
Bir ülke düşünün;
evleri var ama yuvaları yok.
İnsanları var ama bağları kopuk.
En tehlikelisi de ne biliyor musunuz?
Sessizlik! Olan biteni umursamamak!
Yanlışa bakıp susmak,
adaletsizliğe alışmak,
ahlaksızlığı normalleştirmek.
Tepki -siz
İtiraz -siz
Cesaret -siz
Ve biz buna “idare ediyoruz” diyoruz.
Oysa insan,
sessiz kaldığı kadar suç ortağıdır.
Sustum dediği yerde
bir tuğla daha düşer toplumdan.
Bu ülke susanlarla değil,
konuşanlarla ayakta kaldı.
Boyun eğenlerle değil,
omurgasını doğrultanlarla.
Şunu unutuyoruz:
Onur -suz yaşanmaz.
Ahlak -sız toplum olmaz.
Omurga -sız insan,
ilk rüzgârda savrulur.
Ve biz savruluyoruz.
Belki de yeniden hatırlamamız gereken tek şey şu:
Bir toplum,
“-sız”larla çoğaldıkça
geleceğini de BİTİRİR!
Unutmayın ; Bir toplum ahlakını kaybettiğinde değil, ahlaksızlığa alıştığında çöker.
Onurdan tasarruf edenler, geleceği iflas ettirir.
Ve unutmayın ki ; Bu ülke düşmanla değil, suskunlukla kaybedilir!
Nivent Kurtuluş
04.02.2024



