Maalesef demokrasi geçmişimiz çok köklü değil, neyi nasıl isteyeceğimizi bilmiyoruz. Haklarımızı bilmiyoruz, hak aramayı bilmiyoruz.
Osmanlı yönetimi altında yıllarca kalmış olmak, aynı zamanda dinimizin yöneticiler tarafından uygulanan bazı yasakları ve Arap kültürünün kuralları, limitleri ile yaşamak bizleri kul olma ve kul kalma dışında bir seçenek olabileceğini düşündürmemiş.
Atatürk’ün önderliğinde Osmanlı paşalarının memleketi işgalden kurtarıp, bazı paşaların bile kabulünün dışında kalan ve anlamakta zorlandığı Cumhuriyet ilanı ve yurttaşlık anlayışının getirilmesi ile halkın öğrenme süreci başlamış oldu.
Atatürk devrimleri seçkinlerin kurgusunu yaptığı bir devrimdi. O güne kadar buğday ambarı olarak görülen Anadolu’daki halk eğitimsiz, sadece toprak ve hayvancılıkla uğraşan ve “gel” dendiğinde askere giden, memleket için “öl” dendiğinde ölen temiz insanlardan oluşuyordu. Cumhuriyetin ilanından bugüne kadar demokrasi kavramı halk içinde ne kadar değişti, gelişti biraz bakalım.
Türklük kavramı, vatandaşlık bilinci ve demokrasinin özümsenmesi vakit alır ama bizde devletten korkulması, dini konularda okusa öğrense bile toplumunun büyük kesiminin inandığı doğruları tartışmaya açmaması, kişi hak ve özgürlüklerinin anlaşılması ve uygulanmasını hep geciktirmiş, ertelemiştir.
Kaderciliğimiz din anlayışımızdan gelmekte. Osmanlı zamanından beri de devletten korkumuz devam etmekte.
Bu yaklaşımlarımız aşağıdaki davranış biçimlerini getirmekte. Başa çıkmamız gereken, değişmesi gereken bizleriz; kötü yönetimler veya yöneticiler değil.
- Demokrasiyi her 5 senede bir kendisini yönetecek kişileri seçmekten ibaret olduğunu düşünmek
- Seçmek için önümüze konan yetersiz, bazen ahlaksız kimseleri görerek, bilerek seçmek
- Kamu yararına olmayan uygulamalar için yeterli muhalefet yapmamak
- Kadercilik anlayışımız nedeni ile bazı şeyleri değiştirebileceğimize inanmamak
- Aza kanaat getirmek ve her şeye şükredip gerçek değerini bilmeden yaşamak
- “Çalıyor ama çalışıyor” düşüncesinin doğruluğuna inanmak
- Kendimizi çok değersiz hissederek yaşamak
Hem dinimiz hem de Atatürk’ün bize sunduğu Cumhuriyet ilke ve kuralları bize değerimizi anlatmakta. Değişimi yaşamalıyız. Liyakatsiz, eğitimli ancak ruhsuz, ahlaksız kimselerin yöneticilerimiz olmalarına izin vermemeliyiz. Şu İzmir’e bakın, kaç yıl kaybetti. Ülkede her şey satıldı, çocukların geleceği bile. Artık doğru yönetici adaylarının önümüze konmasını sağlamalıyız. Kötü yöneticileri yönlendirerek, istemeseler de doğru işler yapacak demokratik baskıları yapmalıyız.
Asıl olan bireydir. Birey kendi değerini bilecek ki ülke değeri anlaşılsın.
Bunları da katılımcılıkla yapabiliriz; demokratik örgütlenmeler ile, kendimize yakın gördüğümüz siyasi partiye üye olarak, doğruları bıkmadan usanmadan savunarak yapabiliriz. Ama inanın yapabiliriz, değişebiliriz, değiştirebiliriz.
Ne Mutlu Türküm Diyene.
Haldun Ertan
15/03/2026



