Macarlar değil sadece; Finliler, Japonlar, Kızılderililer için de hep konuşuruz: kökenleri Türk mü diye?
Macarcada 300-500 arası Türkçe kelime olduğu söyleniyor. Onogurlar, Kavarlar, Peçenekler, Kıpçaklar, Oğuzlar… Tarih boyunca Macaristan’a yerleşen Türk boyları ve bu kültürlerle iç içe geçmiş bir Macaristan’dan bahsediyoruz.
Biz Türkler, gittiği yere kültürünü götüren ve idarelerle de ters düşmeyip sisteme uyum sağlayan bir milletiz. Yakın tarihimizde, özellikle çalışmaya gittiğimiz ülkelerde; hem çalışma ortamında hem de sosyal hayatta diğer yabancı işçilerle mukayese edildiğinde en az sorunlu topluluk olarak biliniriz. Hatta işçi tercihinde Yunanlılara, İtalyanlara göre öne çıktığımız da olur.
Macarların davranış biçimlerine, yaşam tarzlarına, yönetime bakışlarına, haksızlıklara karşı sabırlarına, heyecanlarına ve öfkelerine bakarsak, “akrabayız” diyebiliriz.
Zaten Orban’a göre de soyları Kıpçaklara dayanmaktadır.
Orban, Magyar’a yenildi. Yenilen aşırı sağcı, yenen ise liberal sağcı. Gerçi Orban da seçilirken, son yıllarda uyguladığı politikaları vaat ederek seçilmedi; 16 yıl önce daha ılımlı sağ bir çizgideydi.
Demek ki güç ve mevki, onu da değiştirdi. Demokrasiyi özümsememiş ve kendisi olmadan işlerin yürümeyeceğini, hatta güneşin bile doğmak istemeyeceğini düşünen idarecilerle doludur mezarlıklar…
Peki Macaristan’da sol kesim ne durumda ve rolleri nasıl?
Bu konuda da benzeriz. Macaristan’da muhafazakâr milliyetçiler çoğunlukta. Yani sağın rakibi yine sağ oldu. Magyar’ı desteklemeyen solcuların toplam oyu %1-2 civarında. Normal bir seçimde solun iktidara gelmesi zor.
Bizde de benzer şekilde; hatalar yapıp yıpranan muhafazakâr sağ partinin alternatifi sol parti olmamaktadır, olamayacaktır da. İstisna, 1974 Kıbrıs Harekâtı sonrası rahmetli Ecevit’in başarısıdır. Bu başarı da milliyetçiliğin tavan yaptığı bir dönemde gerçekleşmiştir.
İktidardaki partinin oyunun %30’un altına düşmemesinin nedeni, alternatif bir liberal demokrat merkez sağ partinin olmamasıdır. Bu olmadığı sürece iktidarın el değiştirmesi de oldukça zordur.
Benzerliklerimizi yazdık, benzemediğimiz tarafları da yazalım ki yanlış anlaşılmayalım:
- Orban, olağanüstü hâl ilanlarıyla Macaristan’ı demokrasiden uzaklaştırarak yönetti.
- Orban döneminde yurt dışında yaşamayı tercih eden veya eğitim için gidip geri dönmeyenlerin sayısında ciddi artış gözlendi.
- Kamu ihale kanunu değiştirilerek ve yolsuzluklar yapılarak aynı firmaların kazanması sağlandı.
- Yıllar süren enflasyona rağmen halkın fakirleşmesine çözüm üretilemedi.
- Ülkenin alt ve üst zenginlikleri peşkeş çekildi.
- Devlet kadroları liyakatsiz, ancak “kendi adamları” ile dolduruldu.
- Adalet sistemi zedelendi ve destekçileri göreve getirildi.
- Eğitimin kalitesi düşürüldü.
- Sağlıkta kamu yararı gözetilmeden uygulamalar yapıldı.
Bu liste uzatılabilir…
Şanslıyız; böyle şeyler ülkemizde olmuyor. Demokrasimiz işliyor, adalete ve eşitliğe inananların sayısı azalmıyor, liyakat önemseniyor, her konuda kamu yararı gözetiliyor…!
Magyar’ın seçim vaatleri ise oldukça net ve keskin:
- Hukuk devletine dönüş
- Kararnamelerle değil, Meclis’ten çıkan kanunlarla yönetim
- Yolsuzluklarla Mücadele Bakanlığı
- Devlet kurumlarındaki liyakatsiz siyasi kadroların acilen görevden alınması
- İktidara yakın kişi ve şirketlere peşkeş çekilen kamu kaynaklarının geri alınması
- Değiştirilen kamu ihale kanunlarının acilen düzenlenmesi
- İki dönem görev yapan idarecilerin tekrar aday olamaması
- Avrupa Birliği ayarlarına geri dönülmesi
Bizde değişen belediye başkanlıklarını düşünürsek, “temiz sayfa” denildi ama Ankara Büyükşehir dışında savcılığa gidilmedi.
Geçmiş genel seçimlerde de bu kadar net mesaj veren bir parti olmadı bizde.
Örneğin Yolsuzluklarla Mücadele Bakanlığı fikri çok olumlu karşılanabilir…
Ama seçim kaybedip iktidardan uzaklaşacak parti için değil elbette. Yeni iktidar olacak partinin yolsuzluk yapmayacağının garantisi mi bu?
Haldun Ertan
14/04/2016



